İnsan Arapça mı? Bir Kelimenin Peşinde Kayseri’de Geçen Bir Kış Akşamı
Omy okuyucularına özel bu yazımızda “İnsan Arapça mı” hakkında pratik bilgiler sunuyoruz.
Kayseri’de yaşadığım o soğuk kış akşamını hâlâ unutamıyorum. Evimin küçük odasında, pencerenin kenarına oturmuş eski defterlerimi karıştırıyordum. 25 yaşındaydım ve hayatım boyunca yaptığım en düzenli şeylerden biri günlük tutmaktı. Bazen bir gün içinde yaşadığım küçücük bir olayı bile sayfalarca yazardım. Çünkü bazı duyguların içimde kalmasına dayanamıyordum. Kırıldığımda, sevindiğimde, umutlandığımda mutlaka kelimelere sığınırdım.
O akşam elimde tuttuğum eski bir günlük sayfasında çocukluğumdan kalma bir not vardı. Küçükken duyduğum bazı kelimeleri, anlamlarını bilmeden nasıl merak ettiğimi yazmışım. O satırları okurken aklıma yıllardır zihnimi kurcalayan bir soru geldi:
İnsan Arapça mı?
Bu soru ilk bakışta basit gibi görünebilir. Fakat benim için sadece bir dil sorusu değildi. İçinde tarih, kimlik, geçmiş ve insanın kendini tanıma isteği vardı.
Bu soruyu ilk kez lise yıllarımda duymuştum. Bir arkadaşım, bazı kelimelerin Arapçadan geldiğini anlatırken “Acaba insan kelimesi de Arapça mı?” diye sormuştu. O gün çok üzerinde durmamıştım. Fakat yıllar sonra, kendi geçmişimi ve yaşadığım coğrafyanın hikâyelerini düşündükçe bu soru tekrar karşıma çıktı.
Kayseri’nin eski sokaklarında yürürken, taş binaların arasında dolaşırken geçmişle bugün arasında görünmez bir bağ hissederim. Bu şehirde her köşe başında farklı bir hikâye vardır. Bir caminin avlusunda yaşlı bir amcanın anlattığı hatıra, eski bir dükkânın kapısındaki yazı, aile büyüklerimizin kullandığı kelimeler… Hepsi bana aynı şeyi hatırlatır: İnsan sadece bugün yaşadığı yerden ibaret değildir.
Bir Defter Sayfasında Başlayan Merak
O gece günlük defterime şu cümleyi yazmıştım:
“Bir kelimenin kökenini öğrenmek, bazen kendi hikâyenin eski bir sayfasını okumak gibi.”
Bu cümleyi yazarken içimde garip bir heyecan vardı. Çünkü “insan” kelimesinin nereden geldiğini öğrenmek benim için yalnızca sözlük bilgisi değildi. Kendimle ilgili bir şey keşfediyormuşum gibi hissediyordum.
Araştırdıkça “insan” kelimesinin Arapça kökenli olduğu bilgisine ulaştım. Arapçada “insân” şeklinde kullanılan bu kelime, insan varlığını ifade eder. Kelimenin kökeniyle ilgili farklı açıklamalar bulunsa da Türkçede kullandığımız “insan” kelimesinin Arapçadan geçmiş olduğu kabul edilir.
Bunu öğrendiğimde şaşırmıştım. Çünkü günlük hayatımızda kullandığımız bazı kelimelerin aslında ne kadar uzun yolculuklardan geçtiğini çoğu zaman fark etmiyoruz. Bir kelime, yüzyıllar boyunca farklı insanların ağzında şekilleniyor, farklı kültürlere dokunuyor ve sonunda bizim cümlelerimizin içinde yaşamaya devam ediyor.
O anda kendimi eski bir kervanın izini süren biri gibi hissettim. Bir kelimenin arkasında saklanan hikâyeyi arıyordum.
Kayseri Sokaklarında Düşündüğüm Bir Soru
Ertesi gün hava oldukça soğuktu. Kayseri’de kış kendini sert hissettirir. Sokaklarda yürürken yüzüme vuran soğuk hava, insanın düşüncelerini daha da derinleştirir. İşten çıktıktan sonra uzun bir yürüyüş yaptım. Ellerim cebimde, aklımda aynı soru vardı:
“Bir kelimenin kökeni, insanın kendisini anlamasına yardımcı olabilir mi?”
Belki biraz fazla duygusal düşünebilirsiniz ama benim için öyleydi. Çünkü kelimeler yalnızca harflerden oluşmaz. İçlerinde insanların sevinçleri, acıları, inançları ve yaşanmışlıkları vardır.
Bir dükkânın önünden geçerken içeriden gelen yaşlı bir adamın sesi dikkatimi çekti. Yanındaki gençle eski zamanlardan bahsediyordu. “Bizden önce yaşayanların bıraktığı her şey bir emanettir” diyordu.
Bu cümle beni çok etkiledi. Çünkü gerçekten de dil, geçmişten kalan en büyük emanetlerden biriydi.
Bir Kelime Bazen Bir Köprü Olur
Uzun süre “İnsan Arapça mı?” sorusunu düşündüm. Sonra fark ettim ki asıl önemli olan sadece cevabı bilmek değildi. Asıl mesele, bu cevabın bana ne hissettirdiğiydi.
Bir dönem, farklı dillerden gelen kelimeleri düşündüğümde biraz karışık duygular yaşardım. Çünkü insan bazen kendi dilinin tamamen kendine ait olmasını ister. Bu, geçmişine sahip çıkma isteğinden gelir. Fakat zamanla anladım ki diller birbirinden etkilenerek büyür.
Türkçe yüzyıllar boyunca farklı kültürlerle karşılaşmış, birçok kelimeyi kendi yapısına katmış zengin bir dildir. Bir kelimenin başka bir dilden gelmesi, onun değerini azaltmaz. Aksine, o kelimenin taşıdığı yolculuğu daha anlamlı hâle getirir.
“İnsan” kelimesi de benim için böyle oldu. Nereden geldiğini öğrendiğimde ona bakışım değişti. Artık sadece günlük hayatta kullandığım sıradan bir kelime değildi. İçinde geçmişin izlerini taşıyan canlı bir hatıra gibiydi.
Günlüğümde Kalan Duygular
O gece tekrar günlüğümü açtım. Sayfanın başına tarihi attım ve uzun uzun yazmaya başladım.
“Bugün bir kelimenin bana ne kadar çok şey düşündürebileceğini anladım. İnsan kelimesinin geçmişini öğrenirken aslında kendimle ilgili de bir şeyler keşfettim. Hepimiz bir hikâyenin devamıyız. Bizden önce gelenlerin izlerini taşıyoruz.”
Yazarken hem mutlu hem de biraz hüzünlüydüm. Mutluydum çünkü yeni bir şey öğrenmiştim. Hüzünlüydüm çünkü hayatın içinde fark etmeden geçtiğimiz ne kadar çok ayrıntı olduğunu düşündüm.
Bazen büyük cevapları uzaklarda arıyoruz. Oysa bazen tek bir kelime bile bize geçmişimizi gösterebilir.
Omy ekibi olarak “İnsan Arapça mı” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
İnsan Kelimesinin Bana Öğrettikleri
Bugün hâlâ Kayseri’de aynı sokaklarda yürürken çevreme daha dikkatli bakıyorum. Eski yazılara, konuşmalara, kullanılan kelimelere farklı bir gözle yaklaşıyorum.
“İnsan Arapça mı?” sorusu benim için artık sadece dil bilgisiyle ilgili bir soru değil. Bana merak etmeyi, araştırmayı ve geçmişe saygı duymayı hatırlatan özel bir cümle.
Hayatım boyunca birçok soru sordum. Bazılarının cevaplarını hemen buldum, bazıları ise zaman içinde anlam kazandı. Bu soru da benim için öyle oldu. İlk duyduğumda küçük bir meraktan ibaretti. Fakat zamanla bana dilin, kültürün ve insan hikâyelerinin ne kadar iç içe olduğunu gösterdi.
İnsan kelimesinin Arapça kökenli olduğunu bilmek, bana bir eksiklik hissettirmedi. Tam tersine, büyük bir kültür yolculuğunun parçası olduğumu hissettirdi. Çünkü insanlık tarihi zaten farklı yolların, farklı seslerin ve farklı hikâyelerin birleşiminden oluşuyor.
Son Bir Not
Günlüğümün son sayfalarından birinde hâlâ aynı cümle duruyor:
“Bir kelimeyi anlamak, bazen bir insanı anlamaya benzer.”
Belki de bu yüzden “insan” kelimesi benim için diğer kelimelerden biraz daha özel. Çünkü o kelimeyi araştırırken sadece bir sözcüğün geçmişine değil, insanların yüzyıllar boyunca kurduğu bağlara da baktım.
Kayseri’de başlayan küçük bir merak, bana büyük bir düşünce bıraktı. Her kelimenin bir hikâyesi var. Her hikâyenin içinde bir insan var. Ve bazen kendimizi anlamanın yolu, kullandığımız en sıradan kelimelerin geçmişine bakmaktan geçiyor.