Tolere Etmek Ne Anlama Gelir? Gerçekten Kabul Ediyor Muyuz?
Tolere etmek… Birçok kişinin dilinde en çok duyduğumuz, fakat anlamını tam kavrayamadığımız kelimelerden biri. Hani, “Ben onları tolere ediyorum,” dediğimizde ne kadar gerçek anlamda kabul ediyoruz? Yoksa sadece sabırla, hoş görerek, görmezden mi geliyoruz? Tolere etmek kelimesi, ne yazık ki günümüzde çoğu zaman hoşgörü ile karıştırılıyor, ancak bu iki kavram aslında birbirinden oldukça farklı. Tolere etmek, bazen bir durumu ya da kişiyi sadece ‘katlanmak’ olarak anlamımıza sebep oluyor. Peki, gerçekten de “tolere etmek” ne anlama gelir ve toplumsal düzeyde ne kadar sağlıklı bir yaklaşım?
Tolere Etmek: Gerçekten Hoşgörülü Mü Oluyoruz?
Tolere etmek, bir durumu ya da davranışı ‘katlanılabilir’ görmek demektir. Ama burada önemli bir soru var: “Katlanmak” gerçekten kabul etmekle aynı şey midir? Tolere ettiğimiz bir şeyle, onunla barış içinde bir arada yaşamak zorunda olduğumuz için mi başa çıkıyoruz, yoksa gerçekten onun varlığını hoş görerek kabul mü ediyoruz?
Bu kavram, çoğu zaman toplumsal gruplar arasındaki farkları anlamak ya da bu farklara saygı göstermek için birer “geçici çözüm” olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, bir kişi farklı bir kültürden geliyorsa, bazıları bunu sadece tolere edebilir. “Evet, onlar var, tamam ama ben onlara katlanıyorum,” şeklinde bir yaklaşım sergilenebilir. Burada görülen, gerçek bir anlayış ya da kabul değil, yalnızca sabırla geçiştirilen bir durumdur. Toplumlar arasındaki farklılıkları hoşgörüyle karşılamak bir yere kadar hoşgörü sayılabilir; fakat tolere etmek, sınırları zorlamak ve kalıcı bir çözüm sunmak yerine, sadece varlıkları kabul etmekten öteye gitmiyor.
Hoşgörü ve Tolere Etmek Arasındaki İnce Çizgi
İşte asıl tehlike burada başlıyor: Hoşgörü ile tolere etmek arasındaki ince çizgi. Hoşgörü, daha derin bir anlam taşır. Hoşgörü, birinin farklılıklarına açık olmayı, onları anlamayı ve saygı göstermeyi içerir. Tolere etmekse sadece ‘katlanmak’ anlamına gelir. Hoşgörü, birlikte yaşamanın güzelliklerini kutlamayı önerirken, tolere etmek sadece durumu idare etmeyi, hatta bazen hoşlanmadığınız bir şeyle yaşamak zorunda kalmayı anlatır.
Bugün toplumsal düzeyde, özellikle etnik kimlikler, cinsel yönelimler, dinler ve farklı sosyal geçmişler konusunda, “tolere etmek” çok sık kullanılan bir terim haline geldi. Ancak bu kelime, toplumun farklı kesimlerinin birbirlerini daha iyi anlamasına olanak sağlamaktan çok, sadece varlıklarını tolere etmeye indirgeniyor. Gerçekten birbirimizi anlıyor muyuz? Yoksa sadece başkalarının farklılıklarıyla yaşamayı mı öğreniyoruz?
Tolere Etmek: Kabul Etmek mi, Yok Saymak mı?
Hepimiz bir şekilde toplumsal hayatın parçasıyız ve farklılıklara katlanmak zorunda kalıyoruz. Ancak, bu “katlanma” durumu gerçek bir kabul etmekle ne kadar örtüşüyor? Birini sadece tolere etmek, o kişinin haklarını, kimliğini veya insanlığını tam anlamıyla kabul ettiğimiz anlamına mı geliyor? Yoksa sadece varlıklarına katlanmak mı?
Mesela, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda, kadınların hakları hep tolere edilen bir mesele olmuştur. Toplumun büyük bir kesimi, kadınların toplumda yer almasını “tolere etmiş” olsa da, bu asla gerçek bir eşitlik anlamına gelmez. Kadınlar hâlâ bazı işlerde, alanlarda ya da toplumun genelinde “katlanılması gereken” varlıklar gibi algılanıyor. Gerçek eşitlik, bu tür “katlanma” anlayışlarını aşarak, bireylerin eşit haklara sahip olduklarını kabul etmeyi gerektirir. Kadınların olduğu gibi, etnik ya da cinsel kimlikleri farklı olan bireyler de sadece tolere edilmekle değil, tam anlamıyla kabul edilmekle hak ettikleri yerlerini bulmalıdırlar.
Tolere Etmek ve Sosyal Adalet
Toplumların daha adil ve eşitlikçi hale gelmesi için “tolere etmek” kavramının ötesine geçilmesi gerekmektedir. Gerçek sosyal adalet, birbirimizin varlıklarına ve farklılıklarına sadece katlanmakla değil, onları kutlamak ve anlayarak kabul etmekle mümkün olacaktır. Çünkü tolere etmek, bazen bir bakıma sessizce ve derinlerde bir ayrımcılığı barındırır. Birini “tolere etmek”, o kişiyi kabul etmekten çok, ona karşı bir tür üstten bakış açısını barındırabilir.
Çoğu zaman “tolere etmek” demek, sessiz bir uzlaşma, bir tür çatışmayı erteleme anlamına gelir. Ancak gerçek değişim, bu tür ertelemeleri aşarak, bir arada var olmayı ve eşitliği kutlamayı gerektirir. Bu, toplumda gerçekten tüm bireylerin haklarını savunmak, onlara eşit fırsatlar sağlamak ve onlara tüm kimlikleriyle yer açmak anlamına gelir.
Soru: Tolere Etmek Mi, Kabul Etmek Mi?
Gerçekten birini tolere etmekle kabul etmek arasındaki farkı anlayabiliyor muyuz? “Tolere etmek” ne kadar sağlıklı bir yaklaşım? Bugün, farklılıklarımıza nasıl yaklaşmalıyız? Sadece katlanarak mı var olacağız, yoksa birbirimizi gerçek anlamda kabul mü edeceğiz? Düşüncelerinizi paylaşın, tartışalım!